Www.DostNehri.Net
GEBELİK
GEBELİK BELİRTİLERİ Bu değişikliklerin biri ya da bir kaçı gebe olduğunuzun göstergesidir.Bebek için en önemli dönem ilk üç ay olduğundan bu dönem çok önemlidir. Adet gecikmesi Göğüslerde büyüme Sürekli yorgunluk Halsizlik Bulantı ve kusma Vajinal akıntıda artış Alkol,sigara,çay,kahve gibi bazı besinlere karşı tiksinti,bazılarına karşı ise aşırı istek Duygusallaşma İdrarda artış GEBELİKTE ACİL DURUM BELİRTİLERİ Şiddetli ve sürekli baş ağrısı Uzun süren mide ağrıları Görmede bulanıklık Kanama Su boşalması El ayak ve yüzde şişme Çok sık kusma 38 Derecenin üstünde ateş 7. Aydan sonra bebeğinin 12 saatte 10 defadan az oynaması GEBELERİN UYMASI GEREKEN GENEL KURALLAR Özel bir sakınca yoksa gebelik normal yaşantınızı etkilemez.Normal yaşantınızı sürdürün. Düzenli olarak gebelik kontrollerinizi yaptırın. Doktora danışmadan ilaç kullanmayın. İlk üç ay içinde röntgen çektirmeyin,röntgen çekilen alanlarda durmayın. Ateşli ve döküntülü hastalardan uzak durun. Kan grubunuzu mutlaka öğrenin. Tetanoz aşınızı yaptırın. Meme bakımınıza gebelikte başlayın. Alkol ve sigara içmeyin. Beslenmenize dikkat edin. Diş bakımına önem verin. Geceleri en az sekiz saat uyuyun. Rahat,geniş ve doğal giysiler kullanın. Sık sık banyo yapın. Cinsel organ temizliğine dikkat edin. Uzun yolculuklardan kaçının. Çok ağır iş yapmayın. Yürüyüş ve hareket yapın. Doğumunuzu bir sağlık kuruluşunda yapın. GEBELİKTE BESLENME Yediğiniz besinler bebeğinize plasenta yoluyla geçer. Tabii yediklerinizde bulınan zararlı maddelerde. Alkol ve kafein içeren içeceklerden uzak kalmalı, sigara içmemelisiniz. Şekeri azaltmalı, pastorize edilmemiş sütleri içmemelisiniz. Bol bol taze sıkılmış meyva suları içmelisiniz. Muzlu süt gibi içecekler kalsiyum ve protein açısından zengindir. yeşil yapraklı sebzeler , yağsız kırmızı et , süt, yoğurt, peynir, tavuk eti,balık gibi yiyecekleri bol bol tüketmelisiniz. Gebelikte böbrekleri çalıştırmak ve kabızlığı önlemek amacıyla bol su içmeli ve sıvı tüketmelisiniz. GEBELİKTE CİNSEL YAŞAM Bu dönem çiftin bütün düşüncelerini doğacak bebek üzerinde yoğunlaştırdıkları bir dönem olmaktan çok çiftin birbirleriyle olan ilişkilerini olgunlaştırdıkları bir dönemdir. Bazı kadınlar bu dönemde cinsel ilişkiye çok aşırı bir düşkünlük gösterirler. Bazıları da kocalarına karşı soğuk ve isteksiz olurlar. Erkek cinsel organıyla bebeğe hiçbir zarar veremez. Gebelik döneminde cinsel ilişki zarar vermek bir yana kadının rahatlamasına yardım eder. Gebelik sevişmede değişik pozisyonları denemek için en uygun dönemdir. Ek yastıklar büyük ölçüde yardımcı olabilir. Bedenin bozulduğu duygusuna kapılan kadına eşi yardımcı olmalıdır. En önemlisi erkek kadına çok çekici olduğu ve istendiği duygusunu vermelidir. Bunu karısını yemeğe çıkararak, ufak defek armağanlar alarak verebilir. Kadındaki gebelik döneminde ortaya çıkan cinsel ilişkiye girme isteksizliği gebelikten sonra da devam ederse bir psikoloğa vakit geçirmeden gitmek gereklidir. Bazen de erkek gebelik süresinde eşi ile cinsel ilişkiye girmekte zorlanabilir. Böyle bir durumda bir psikologa gitmek doğru olacaktır. Düşük tehlikesi varsa bu dönem doktor tarafından bildirilir. Genel olarak bu tehlike ilk üç ayda biter. Gebelik döneminde bir çok çift cinsel ilişkide bulunmaktan büyük zevk alırlar. Gebeliğin herhangi bir anında sevişmeye ara vermeleri konusunda kesin kurarlar yoktur. Her çiftin kendi kurallarını koyması ve hayatın tadını çıkarmaları en iyi yoldur. Toplumumuzda cinsellik çok açık ulu orta konuşulan bir konu değildir. Cinsellik üzerine konuşma ve tartışma günümüzde hala tabular arasındadır. Bir kısım kadın bu konuyu doktoruna açmaktan kaçınırken, bazen de doktorlar bu konuyu hastası ile açıkça konuşmaktan kaçınır. Bu iletişim kopukluğundan çiftler gebelikte seksten uzak durmaları gerektiği mesajını çıkarırlar yada halk arasındaki inançlara göre davranırlar. Halk arasında ilk üç aydaki cinsel ilişkinin düşük ile sonuçlanacağı inancı yaygındır. En fazla gebelik kaybının ilk üç ayda olduğu bir gerçektir ama bunun nedeni, cinsel ilişki değil, genetik bozukluklara bağlı (anomalili-normal olmayan) gebeliklerin doğa tarafından istenmemesi sonucu kendiliğinden düşük olmaktadır. Gebeler cinsel istek artışına rağmen cinsel ilişkinin rahim ağzının açılmasını kolaylaştıracağı ve erken doğuma neden olacağı,damarların açılıp kanayacağı, erkek cinsel organının bebeğin başına zarar vereceği gibi asılsız, rahatsız edici düşünce ve inanışlara kapılıp cinsellikten uzak dururlar. Her ne kadar orgazm(boşalma) oksitosin (rahim kasını kasıcı madde) salgılanmasına neden olup rahim kasılmalarına yol açsa da bunlar doğumu başlatmaz, erken doğuma neden olmaz. Cinsel ilişki bebeğe (fetusa) zarar vermez, erkek cinsel organının bebekle fiziksel olarak teması yoktur. Anne karnındaki bebek rahim kasları, içinde bulunduğu gebelik kesesi ve kese içindeki sıvı ile darbelere karşı koruma altındadır. Rahim ağzı kanalındaki(servikal kanal) salgıların koyulaşması ile oluşan tıkaç bakterilerin ve semenin(sperm) rahim içine girmesini engelleyen bir bariyer oluşturur. Cinselliğe engel oluşturacak tıbbi problemler olmadıkça gebelik süresince hatta son güne kadar cinsel ilişki yasak değildir. Gebeler cinsel ilişkinin zararlı olabileceği koşulları kendi kendine değerlendirebilecek bilgi donanımından yoksun oldukları için bu konuda kadınlar en sağlıklı bilgileri kadın doğum uzmanlarından alabilirler. Belirtilen şartlar haricinde gebelere cinsel ilişki yasak değildir. Gebelik kesesinin erken açıldığı, suları erken geldiği durumlar Vajinal kanama Geçirilmiş gebeliklerde erken doğum tehdidi öyküsü ve şimdiki gebelikte erken doğum tehdidi Partnerin cinsel yolla bulaşan hastalık taşıyıcısı olması Plasenta previa (çocuğun eşinin önde olması ve rahim ağzı kanalını kapattığı durumlar) Çoğul gebelikte gebeliğin son aylarında Kadın doğum uzmanınızca cinselliğe yasak getirilen diğer durumlar Gebelik süresince kadında fiziksel, fizyolojik değişiklikler olur. Gebe bir kadında üretilen progesteron hormonu gebe olmayan bir kadına oranla on kez daha fazladır. Gebe bir kadında bir günde üretilen östrojen miktarı gebe olmayan bir kadının yumurtalıklarının üç yılda ürettiği miktara eşittir. Gebelik süresince üretilen toplam östrojen miktarı gebe olmayan bir kadında ancak 150 yılda üretilebilmektedir. Bu hormonlar gebeliğin başında yumurtalıklar tarafından salgılanırlar daha ileri haftalarda bu üretimi plasenta(eş) üstlenir. Gebenin kanında dolaşan yüksek seviyedeki progesteron ve östrojen hormonları yumuşak düzgün bir tene, parlak saçlara ve gebenin kendini iyi hissetmesine neden olduğu gibi memelerdeki ve cinsel organlardaki değişikliklerle gebeler cinsel ilişkiye daha hassas ve duyarlı hale gelir. Gebelikte seksin daha heyecan verici, daha doyurucu olduğu, hatta aynı seansta birden fazla orgazm gebeler tarafından bildirilmektedir. Hatta gebelerin çoğu gebelikten önceki dönemde almadıkları kadar cinsel ilişkiden keyif alma eğilimindedirler. Bu gebeden gebe ye değişebildiği gibi, gebelik süresince aynı gebede de değişkenlikler gösterebilir. İlk üç aylarda genelde halsizlik, uykuya meyil, bulantı kusma gibi gebeliğin erken belirtilerinin etkisi ile tipik olarak gebelerde cinselliğe ilgi azalma olur. İkinci üç ayda cinselliğe ilgi artarken, son üç ayda cinsel haz kalitesinin artmasına rağmen ileri derecede büyümüş bir karınla hareket kısıtlılığı ve daha evvel bahsettiğimiz korku ve endişeler ile gebelerin olaya tam konsantre olamamaları cinsel ilgide azalmaya neden olur. Sağlıklı bir gebelikte doğuma kadar olan sürede cinsel ilşkiyi engelliyecek her hangi bir neden yoktur. Normal bir gebelikte orgazm ile birlikte görülen rahim kasılmalarının hiçbir zararı ve tehlikesi yoktur. Aksine bu kasılmalar normal doğum için rahim kasının hazırlanmasına yardım eder ve doğum için pelvis kaslarının yeteri derecede güçlü ve dayanıklı olmasını da sağlar. İyi bir cinsel birliktelik çiftlerin bir birlerine daha yakınlaşmasını sağlayıp;gebenin duygusal, alıngan, kırılgan mizacı nedeni ile olası problemlerin çözümünde çiftlerin daha toleranslı olmasını sağlıyacağı gibi, anne ve babalığın ilk günlerdeki problemlerin çözümünüde kolaylaştıracaktır. DOĞUMU NEREDE YAPMALI ? Doğumu yapacağınız yeri önceden tasarlamalı,kendinizi hazırlamalısınız. HASTANEDE DOĞUM:Doğum için en uygun yer şüphesizki hastanelerdir. Size ve bebeğinize acil bir durumda müdahele yapılabilir. Doğumdan sonra birkaç gün hastanede kalacağınız için , hem eve dinlenmiş olarak dönersiniz , hemde bu süre içinde kontrol altında kalırsınız.İlk kez anne olacaksanız doğumu hastanede yapmalısınız. EVDE DOĞUM:Her hangi bir sağlık sorununuz yoksa, 35 yaşın altında iseniz , gebeliğiniz sorunsuz gitmişse evinizde doğum yapabilirsiniz. Ancak kendinizi evinizde daha rahat hissetsenizde acil bir durum karşısında hastaneye gitmeniz gerekebilir DOĞUMUN BAŞLANGIÇ BELİRTİLERİ VE RAHATLATICI DURUŞLAR SU GELMESİ:Bebeği saran su kesesinin yırtılıp bir kısmının boşalmasıdır. Sancılar başlamamışsa bile hemen hastaneye gitmelisiniz. Bebeğe hastalık etkenleri bulaşabilir. AĞRILAR:Doğum sancıları bel ve kasık ağrısı gibi başlayabilir.Düzenli aralıklarla gelir. Sancıların kaç dakikada bir geldiğine dikkat edin. Sancılar çok sık gelmedikçe . hastaneye gitmeniz gerekmez. Ağrılar başladığında dinlenerek dolaşmak , ılık bir banyo yapmak iyi gelecektir. Sancılar 5 dakikada bir gelmedikçe evden ayrılmazsanız daha iyi olur. Doğum başlarken paniğe kapılmamalısınız. Sancılar sizi çok huzursuz edebilir. Kendinizi yatıştırmaya çalışmalısınız. Doğumun ilk evresinde rahim kasları kasılarak genişler .bebeğin yolu açılmış olur. Genelde bu olay 10-12 saat alır.Bu süre içinde bazı rahatlatıcı duruşlarla azda olsa rahatlayabilirsiniz. Yatarken sırtüstü değil yan yatmalısınız. Duvar ya da masadan destek alarak ayakta durabilir ya da diz üstü çökebilirsiniz. Sandalyeye ters oturarak arkalığına bir yastık koyup yaslanabilirsiniz. Dizlerinizi ayrık tutmalısınız. Eşinizin size vereceği destek de sizi çok rahatlatacaktır. Sancıların başlangıcında ve sonunda burnunuzdan derin soluk alıp verin. Sancının en fazla olduğu zaman ağızdan daha hafif ve yüzeysel soluyun. dDkkatinizi sancıya değil, soluk alıp vermeye verin. Rahim ağzı tam olarak açıldığında (10 CM ) doğum başlıyor demektir. Kasılmalar ve kendi ıkınmalarınızla bebeğinize kavuşacağınız an gelmiştir. Bu dönem genelde bir saat sürer. Sancı sırasında güçlü ve devemlı olarak ıkının. Sakin olmaya çalışın.... SEZERYAN MI NORMAL DOĞUM MU ? Artık günümüzde bu sorunun pek anlamı kalmamıştır.Çünkü tıp ilerledikçe doğum daha kolay ve ağrısız hale getirilmiştir.. Fakat iki doğum şekli arasında karar vermek durumunda iseniz her iki doğum şekli hakkında bilgi edinerek sağlıklı bir karar verebilirsiniz.Anne ve baba adaylarını 40 hafta boyunca en çok düşündüren konuların başında doğum şeklinin nasıl olacağı gelmektedir. Özellikle ilk gebelik tecrübesini yaşayan çiftler etrafında tecrübeli saydıkları kişiler tarafından yöneltilmekte ve çoğukez yanlış bilgilendirilmektedirler.Normal doğum ya da sezaryen; Her iki yöntemin de avantaj ve dezavantajları vardır. Normal Doğum Normal doğum milyonlarca yıldır bütün memeli varlıkların soylarını devam ettirmekte kullandıkları yöntemdir. En önemli avantajı normal ve fizyolojik olmasıdır.Doğum sonrası anne birkaç saat içinde normal aktivitesine dönebilmekte çok kısa sürede bebeğini emzirmeye başlayabilmektedir. Normal doğumu takiben gebelik öncesi yaşantısına hemen dönebilmekte ve hastanede kalış süresi son derece kısa olmaktadır. Bebek açısından ise avantajı doğum esnasında sıkışıp büzüşen bebeğin akciğerlerinin soluk alıp vermeye daha hazırlıklı olmasıdır. Ayrıca anne ve bebek arasında duygusal temas daha kısa sürede ve güçlü başlamaktadır. Sezaryen Sezaryen anne karın boşluğuna girilerek rahimin açılması ve bebeğin bu şekilde doğurtulmasıdır. Son yıllarda sezaryen doğumlarda çok büyük bir artış göze çarpmaktadır. Bu artışta en önemli faktör anne adaylarının normal doğumdan korkması ve kendilerinin sezaryen olmayı istemeleridir. Sezaryenin en önemli avantajı bebek açısından riskleri en aza indirmesidir. Sezaryen doğumda yukarıda normal doğumda bahsedilen risklerin hemen hemen hepsi bertaraf edilmektedir. Ancak sezaryen ile doğan bebeklerde doğum sonrası ilk birkaç günde solunum sıkıntısı gelişme olasılığı biraz daha fazladır. Buna karşılık sezaryen ile doğum anne açısından normal doğuma kıyasla daha problemlidir. Genel anestezi riski çok düşük de olsa bulunmaktadır. Bu risk epidural anestezi ile ortadan kaldırılabilir. Ameliyat sonrası hastanın kendine gelmesi ve bebeğini emzirmeye başlaması 2-3 saati almakta, annenin ağzıdan beslenmeye başlaması ise ortalama 8 saat sonra olmaktadır. Genelde ameliyat sonrası 2 ya da 3 gün hastanede yatması gereken annenin ameliyattan 8 saat sonra ayağa kalkıp dolaşmaya başlaması normal doğuma göre biraz daha problemli olmaktadır. Hastanın normal hayatına dönmesi genelde 4-5 gün kadar sürmektedir. Ameliyat sonrası ilk birkaç saat oldukça ağrılı geçmektedir. Ayrıca yine ameliyattan sonra kişinin en az 6 ay ağır işlerden kaçınması uygun olur. Uzun dönemde ise dikiş yerlerinde zaman zaman ağrılar olması ve karın içinde ameliyat bağlı yapışıklıklar sezaryenin diğer komplikasyonlarıdır. Doğum sancılarının belirli bir amacı vardır.. Her sancı sizi bebeğinize biraz daha yaklaştırır. Doğum sırasında başvurulan ağrı giderme metodları hakkında biraz bilgi verelim. AĞRI GİDERME METODLARI EPİDURAL :Bu anestezi vücudun alt bölümlerine giden sinirleri geçici bir süre uyuşturur. Omurların arasından iğneyle verilir. Özellikle doğumdaki sırt ve bel ağrılarını gidermede yararlıdır. Ama her hastanede uygulanmaz. Normal şekilde etki ederse doğumda hiç ağrı duymazsınız. Doğumdan sonra bacaklarda uyuşma hissi duyarsınız. Bebeğe bir zararı yoktur. GAZ VE HAVA :Oksijen ve azot oksit karışımıdır. Bu karışımı el maskesi ile solursunuz. Etkisi bir iki dakika içinde görüldüğünden sancıların geldiği zaman gazı solursunuz. Ancak ağrıyı kısmen giderdiği için bazen yeterli olmaz. Üstelik bulantı yapabilir. Bebeğe bir zararı yoktur. TENS :Belinize küçük elektrik akımları ile vücudun doğal ağrı giderici sisteminin uyarılması ve böylece ağrıların azaltılması yöntemidir. Bu yöntem her hastanede kullanılmaz. Doğum çok ağrılı ise bu yöntem pek işe yaramaz. DOĞUMDA UYGULANAN YÖNTEMLER EPİZYOTEMİ :Doğumda vajina çıkışına uygulanan bir kesik yırtık oluşmasını önler. Her hastanede ve her zaman uygulanmaz.Yırtıktan sakınmak için doğumda olabildiğince dik durmalı ve pelvis kaslarını nasıl gevşeteceğinizi iyi öğrenmelisiniz.Bu yöntem bebek prematüre ise , sıkıntıda ise , başı büyükse ve makat gelişi ise , ıkınmaları kontrol edemiyorsanız uygulanır. YARDIMLA DOĞUM :Bebek bazen forseps ya da vakum gibi araçlar yardımıyla yaptırılır. Forseps rahim ağzının bütünüyle açıldığı bebeğin başının görüldüğü evrede uygulanır. Doğum süreci çok uzamışsa ve rahim ağzı tam açılmamışsa vakum kullanılır. Bebek yada siz sıkıntıda iseniz , bebek bir türlü çıkmıyorsa , ters ya da prematüre ise bu yöntemler kullanılır. Etkileri geçicidir. YAPAY SANCI:Doğumun bazı ilaçlar verilerek başlatılmasıdır. Doğum yavaş gittiğinde doğumu hızlandırmak için de ilaç kullanılabilir. Beklenen doğum tarihi geçmişse , sizi ve bebeği zora sokacak yüksek tansiyon gibi bir sorun varsa uygulanır. Şunuda unutmayalımki ameliyatın gerçekleşeceği yer , ortam ve doktora göre doğum yöntemleri, uygulanacak işlemler farklı olabilir.Her hastanenin işleyiş tarzı farklıdır. SEZERYAN MI NORMAL DOĞUM MU ? Artık günümüzde bu sorunun pek anlamı kalmamıştır.Çünkü tıp ilerledikçe doğum daha kolay ve ağrısız hale getirilmiştir.. Fakat iki doğum şekli arasında karar vermek durumunda iseniz her iki doğum şekli hakkında bilgi edinerek sağlıklı bir karar verebilirsiniz.Anne ve baba adaylarını 40 hafta boyunca en çok düşündüren konuların başında doğum şeklinin nasıl olacağı gelmektedir. Özellikle ilk gebelik tecrübesini yaşayan çiftler etrafında tecrübeli saydıkları kişiler tarafından yöneltilmekte ve çoğukez yanlış bilgilendirilmektedirler.Normal doğum ya da sezaryen; Her iki yöntemin de avantaj ve dezavantajları vardır. Normal Doğum Normal doğum milyonlarca yıldır bütün memeli varlıkların soylarını devam ettirmekte kullandıkları yöntemdir. En önemli avantajı normal ve fizyolojik olmasıdır.Doğum sonrası anne birkaç saat içinde normal aktivitesine dönebilmekte çok kısa sürede bebeğini emzirmeye başlayabilmektedir. Normal doğumu takiben gebelik öncesi yaşantısına hemen dönebilmekte ve hastanede kalış süresi son derece kısa olmaktadır. Bebek açısından ise avantajı doğum esnasında sıkışıp büzüşen bebeğin akciğerlerinin soluk alıp vermeye daha hazırlıklı olmasıdır. Ayrıca anne ve bebek arasında duygusal temas daha kısa sürede ve güçlü başlamaktadır. Sezaryen Sezaryen anne karın boşluğuna girilerek rahimin açılması ve bebeğin bu şekilde doğurtulmasıdır. Son yıllarda sezaryen doğumlarda çok büyük bir artış göze çarpmaktadır. Bu artışta en önemli faktör anne adaylarının normal doğumdan korkması ve kendilerinin sezaryen olmayı istemeleridir. Sezaryenin en önemli avantajı bebek açısından riskleri en aza indirmesidir. Sezaryen doğumda yukarıda normal doğumda bahsedilen risklerin hemen hemen hepsi bertaraf edilmektedir. Ancak sezaryen ile doğan bebeklerde doğum sonrası ilk birkaç günde solunum sıkıntısı gelişme olasılığı biraz daha fazladır. Buna karşılık sezaryen ile doğum anne açısından normal doğuma kıyasla daha problemlidir. Genel anestezi riski çok düşük de olsa bulunmaktadır. Bu risk epidural anestezi ile ortadan kaldırılabilir. Ameliyat sonrası hastanın kendine gelmesi ve bebeğini emzirmeye başlaması 2-3 saati almakta, annenin ağzıdan beslenmeye başlaması ise ortalama 8 saat sonra olmaktadır. Genelde ameliyat sonrası 2 ya da 3 gün hastanede yatması gereken annenin ameliyattan 8 saat sonra ayağa kalkıp dolaşmaya başlaması normal doğuma göre biraz daha problemli olmaktadır. Hastanın normal hayatına dönmesi genelde 4-5 gün kadar sürmektedir. Ameliyat sonrası ilk birkaç saat oldukça ağrılı geçmektedir. Ayrıca yine ameliyattan sonra kişinin en az 6 ay ağır işlerden kaçınması uygun olur. Uzun dönemde ise dikiş yerlerinde zaman zaman ağrılar olması ve karın içinde ameliyat bağlı yapışıklıklar sezaryenin diğer komplikasyonlarıdır. Doğum sancılarının belirli bir amacı vardır.. Her sancı sizi bebeğinize biraz daha yaklaştırır. Doğum sırasında başvurulan ağrı giderme metodları hakkında biraz bilgi verelim. AĞRI GİDERME METODLARI EPİDURAL :Bu anestezi vücudun alt bölümlerine giden sinirleri geçici bir süre uyuşturur. Omurların arasından iğneyle verilir. Özellikle doğumdaki sırt ve bel ağrılarını gidermede yararlıdır. Ama her hastanede uygulanmaz. Normal şekilde etki ederse doğumda hiç ağrı duymazsınız. Doğumdan sonra bacaklarda uyuşma hissi duyarsınız. Bebeğe bir zararı yoktur. GAZ VE HAVA :Oksijen ve azot oksit karışımıdır. Bu karışımı el maskesi ile solursunuz. Etkisi bir iki dakika içinde görüldüğünden sancıların geldiği zaman gazı solursunuz. Ancak ağrıyı kısmen giderdiği için bazen yeterli olmaz. Üstelik bulantı yapabilir. Bebeğe bir zararı yoktur. TENS :Belinize küçük elektrik akımları ile vücudun doğal ağrı giderici sisteminin uyarılması ve böylece ağrıların azaltılması yöntemidir. Bu yöntem her hastanede kullanılmaz. Doğum çok ağrılı ise bu yöntem pek işe yaramaz. DOĞUMDA UYGULANAN YÖNTEMLER EPİZYOTEMİ :Doğumda vajina çıkışına uygulanan bir kesik yırtık oluşmasını önler. Her hastanede ve her zaman uygulanmaz.Yırtıktan sakınmak için doğumda olabildiğince dik durmalı ve pelvis kaslarını nasıl gevşeteceğinizi iyi öğrenmelisiniz.Bu yöntem bebek prematüre ise , sıkıntıda ise , başı büyükse ve makat gelişi ise , ıkınmaları kontrol edemiyorsanız uygulanır. YARDIMLA DOĞUM :Bebek bazen forseps ya da vakum gibi araçlar yardımıyla yaptırılır. Forseps rahim ağzının bütünüyle açıldığı bebeğin başının görüldüğü evrede uygulanır. Doğum süreci çok uzamışsa ve rahim ağzı tam açılmamışsa vakum kullanılır. Bebek yada siz sıkıntıda iseniz , bebek bir türlü çıkmıyorsa , ters ya da prematüre ise bu yöntemler kullanılır. Etkileri geçicidir. YAPAY SANCI:Doğumun bazı ilaçlar verilerek başlatılmasıdır. Doğum yavaş gittiğinde doğumu hızlandırmak için de ilaç kullanılabilir. Beklenen doğum tarihi geçmişse , sizi ve bebeği zora sokacak yüksek tansiyon gibi bir sorun varsa uygulanır. Şunuda unutmayalımki ameliyatın gerçekleşeceği yer , ortam ve doktora göre doğum yöntemleri, uygulanacak işlemler farklı olabilir.Her hastanenin işleyiş tarzı farklıdır. DIŞ GEBELİK Uterus (Rahim ) dışında, tüpler veya karın içerisinde gebeliğin gelişmesidir. En sık olarak tüplerde yerleşir. Daha az sıklıkla yumurtalıklar, karın içi ve rahim ağzında görülebilir.Yaklaşık 100 gebenin 1 ila 5’i dış gebeliktir. Tüplerin hasar görmesi veya fonksiyonunu yapamadığı durumlarda dış gebelik görülme riski artar. Bu duruma yol açan sebeler : Daha önce geçirilmiş pelvik enfeksiyonlar, Spiral (Özellikle progesteron içerenler), ameliyatlara bağlı yapışıklıklar, daha önce dış gebelik ameliyatı, endometriozis. Tüplerde görülen dış gebelik olasılığını azaltmak için jinekolojik enfeksiyon gelişmemesi için önlem alınmalıdır ( Birden fazla partner, Prezervatif kullanmama gibi). Eğer enfeksiyon gelişirse erken teşhis ve tedavi edilmelidir. Kasık ağrısı, adet gecikmesi veya ağrılı, fazla ve uzun süreli adet kanaması, omuz ağrısı, bulantı, memelerde gerginlik hissi.Teşhiste gecikme olur ve dış gebelik rüptür ( tüpün yırtılması) olursa ani şiddetli karın ağrısı, baş dönmesi, bayılma, solukluk görülür. Jinekolojik muayenede kasık bölgesinde hassasiyet ve ağrı görülür. İdrar ve kanda yapılan (B-hCG) gebelik testleri pozitif çıkar. Vaginal yoldan yapılan ultrason incelemesinde uterus içerisinde gebelik izlenmez. Dış gebeliğe ait diğer belirtiler görülebilir. Kürtaj yapılır ve parça patolojik incelemeye gönderilirse uterus içine ait bir gebelik bulgusu görülmez.Erken dönemde konulan tanı ile hasta laparoskopik (kansız-bıçaksız ameliyat) olarak opere edilir. Genelikle tüplere zarar vermeden sadece gebelik ile ilgili parçalar çıkarılır.Ancak bazı olgular geç dönemde görülür ve karın içine kanama olmuştur. Bu şok durumunda acil olarak kan verilmesi, hastanın ısıtılması, oksijen verilmesi ve hastanın ameliyata alınarak kanamanın durdurulması gerekir.